26 Mayıs 2010 Çarşamba

Jonathan Strange ve Bay Norrell-Susanna Clarke

İçinde büyü olan kitapları seviyorum. Harry potter serisine bayılmıştım. Küçükken en sevdiğim kitap Alice harikalar diyarında'ydı. Hala da öyle aslında. En çok aynadan geçiş bölümü beni etkilemişti. Aynanın karşısına geçip acaba göremediğim yerlerde neler var diye düşündüğümü hatırlıyorum. Anneannemin evinin arkasındaki bahçeyi kocaman, tropikal bir orman olarak gördüğümü de hatırlıyorum. Bahçenin girişinde oturur içine girmeye korkardım. Yıllar sonra gittiğimde küçük, sıradan bir bahçe olduğunu gördüğümde yaşadığım hayal kırıklığı korkunçtu, gerçekten çok şaşırmıştım. Başka bir yer miydi acaba küçüklüğümdeki, burası olamaz diye geçmişti aklımdan. Keşke hiç gitmeseydim, o bahçeyi hep küçükken gördüğüm gibi görebilseydim. Büyüdükçe herşey gerçek, sıradan halleriyle karşımda durdukça, beni boğdukça, büyüyü kitaplarda bulmaya çalıştım ben de.

"jonathan strange ve bay norrell" arayışım sırasında karşılaştığım bir kitap.
Kitabın arkasına baktığınızda diyor ki "jane austen Grimm kardeşler masallarını yazsaydı böyle bir kitap çıkardı ortaya". Daha güzel açıklanamaz herhalde. Her sayfasını büyük bir merakla, hiç bitmesin, acaba Susanna clarke'a mail yazsam, ikinci cildini yazması için yalvarsam, bu kitabı bitirmesi yıllar sürmüş, diğer cildi için ne kadar zamana ihtiyacı olur acaba gibi şeyler düşünerek okuduğum hatta iki defa okuduğum harika bir kitap...

16 Mayıs 2010 Pazar

Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi- Ayfer Tunç

Lisedeyken sosyoloji hocası bizi Bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesine götürmüştü. Niye böyle birşey yapma gereği duymuştu bilemiyorum. Kendince yaratıcı öğretmen olma çabasındaydı herhalde. Ancak üniversite sınavına hazırlanacağız diye beynimizin patladığı ve her birimizin potansiyel Bakırköy hastası olma yolunda ilerlediği bir dönemde yaratıcı öğretmen aktivitesi için yanlış bir seçimdi bence. Yanlış olduğu kadar korkutucuydu da. Hayal meyal hatırlıyorum, bir koridor, parmaklıklı kapılar vardı. Bir de beyaz birşey giymiş bir kadın. Bilinçsiz bir şekilde, hayalet gibi bize doğru yürüyordu. O görüntü hala gözümün önünde. Geçenlerde "Bakırköy akıl hastanesinin gizli tarihi" diye bir kitap gördüğümde gene aklıma geldi. Merak ettim, kitabı aldım. Sonra adında akıl hastanesi geçen ne varsa almaya başladım. Bu kitap da bu arada elime geçti.

Okunması zor, hız trenindeymişsiniz gibi, karakterden karaktere hızla atlıyorsunuz.
Ne hissettiğimi şöyle anlatabilirim mesela; İstiklal caddesi'nde yürüdüğünüzü düşünün, o kalabalıkta gözünüze çarpan herkesin yaptığı seçimleri, yaşadığı, yaşayacağı hayatları, bunun yanında gitmeyi tercih etmedikleri yoldan gitselerdi ya da seçmedikleri insanları seçselerdi, hayatlarının nasıl olabileceğini gördüğünüzü düşünün. Olasılıkları, seçimlerin sonuçlarını, etkilerini.. Okunması zor çünkü aynen İstiklal caddesi'nde olduğu gibi kitap bir sürü karakterle dolup taşıyor. Kendinize çoğu zaman ben kimi okuyorum şimdi, bu adam da nereden çıktı gibi sorular sorup, geriye dönüp oraya nereden geldiğinize bakmak durumunda kalıyorsunuz. Bu nedenle ancak ikinci okuma denememde bitirebildim. Bir ay sonra kaldığım yerden devam etmeye çalıştığımda hiçbirşey hatırlamadığımı farkettim ve en baştan başlamak zorunda kaldım çünkü. Güzeldi ama harcadığım zamana değdi, okuyun derim..

İzleyiciler