8 Nisan 2010 Perşembe

Aşırı gürültülü ve inanılmaz yakın-Jonathan Safran Foer

Okurken duygulandığım çok fazla kitap olmadı. Bir kere Ölü Ozanlar derneği'ni okurken ağlamıştım. Bir de bu. Son sayfalara geldiğimde tutamadım kendimi ağlamaya başladım.

İnsan uzaktan bakınca olaylara, o olayları yaşayan insanların ne hissettiğini anlayamıyor. 11 Eylül mesela..Evet korkunçtu.Terör zaten korkunç birşey. Masum insanlar öldü. Amerika yıkıldı, korktu, belkide ilk defa kendilerini güvende hissetmemeye başladılar. Koca bir uçak binalara çarpabiliyorsa herşey olabilir diye düşündüler.Paranoya başladı.

Üzülüyorsun, gazetelerdeki resimlere bakıp ne olursa olsun kimse böyle ölmemeli diye düşünüyorsun. Sonra bir süre geçiyor, resimler gerçekliğini yitiriyor ve kendi ülkene bakıyorsun. Terör yüzünden yıllardır ölen insanlara, şehrin merkezinde patlayan bombalara. Sen o kadar alışmışsınki bu güvensizliğe bu korkuya, içinden biraz da onlar hissetsin bu korkuyu, bu heran herşeyin olabiliceği duygusunu diyorsun.Dünyanın en güçlü ülkesindeki insanlar yaşasın bu korkuyu. Sonra geçiyor bu düşünceler, etkisini yitiriyor, günlük hayatın içine dalıp gidiyorsun.Ne Amerika kalıyor aklında ne 11 Eylül. Ara sıra tv seyrederken bununla ilgili filmlere belgesellere yorumlara rastlıyorsun. Gene üzülüyorsun gene duygulanıyorsun. Camlardan atlayan insanlar, ölüm korkusuyla ne yapacağını bilemeden kendini boşluğa bırakanlar, yanarak ölenler..Gazetedeki o resimler en kanlı canlı halleriyle gözünün önüne geliyor ve çok üzülüyorsun ama sonra gene unutuyorsun. Gene kendi hayatının, gene kendi ülkenin dertlerinin içinde kayboluyorsun.

Bu kitap beni bu kısırdöngüden kurtardı. Sanki ordaymışım, sanki New York'luymuşum gibi sanki ben de sevdiğim birini kaybetmişim, korku içinde haber almayı beklemişim, o binalara, o görüntülere baktığımda asla unutamayacağım insanları görmüşüm gibi hissettim. Çok ağladım. Çocuğun babasına ulaşma çabasına ağladım.Sonu belli olan bir yolculuğa bu kadar bağlı olmasına ağladım.Belli etmeden acı çeken, çocuğun acısına uzaktan ortak olan, onu korumaya çalışan kadına ağladım. Sevdiği adamı kaybeden, kelimeleri, sesini kaybeden babaanneye, dedeye ağladım. Ama en çok çocuğa ağladım galiba. Ya da kendime. Her karakterde kendimden bir parça bulduğuma ağladım. Sorunlardan kaçan, çözmek yerine yokolmayı seçen dedede, sonunu bildiği halde bir yolculuğa çıkıp umutsuzca onu sonlandırmaya çalışan çocukta, camdan atlayıp ölen babada, sevmeyen bir adamı seven babaannede, hepsinde...En çok buna ağladım.Bu kadar tanıdık, bu kadar ben olmalarına.

Bu kitabı okurken herşeyi hissettim.Sevmeyi, sevilmeyi, terketmeyi, bırakmayı , kaçmayı, aramayı, özlemeyi..Hissedilebilecek herşeyi..Mektup yazmak istedim herkese:), ya da tanıdığım herkes için bir kart biriktirmeyi..Herkesi hayatıma giren herkesi bir kelimeyle tanımlamayı..
G:güzellik
A:mutluluk
A:hırs
Ö:Başarı
F:Aile
E:hırs
E:hüzün

Yazmayı konuşmaktan vazgeçecek kadar çok seviyorum.Belki ben de birgün "konuşamıyorum ben" derim yeni tanıştıklarıma.Bir defterim olur.Her cümleyi yazarım önceden.Sonra elimle işaret ederim."merhaba","seni seviyorum","seni terkediyorum"...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İzleyiciler