Dahi olarak adlandırılan insanların hayat hikayeleri her zaman ilgimi çekmiştir. Nasıl seçimler yaparlar, ne düşünürler, ne yerler, ne içerler, uyurlar mı, severler mi, ağlarlar mı...Böyle bir sürü şey var merak ettiğim.
Curie'lerin hayatını okumuştum geçen yıl. O kitaptan sonra dahilerin çok zeki, disiplinli, aile hayatı olmayan, mutsuz ve şanssız insanlar oldukları gibi bir fikir oluştu kafamda.
Van gogh'a bakarsak ya da Maupassant'a, Tesla'ya, Curie'lere, dahi olarak doğmak ister miydim sorusuna cevap vermeden önce iki hatta üç hatta beş defa düşünüyor insan...
Bir denge var sanki, sana bahşedilen bu muhteşem zeka karşılığında ya şizofren olman, ya da aile hayatının olmaması, toplumdan dışlanman, anlaşılamaman, insanların anlayamadıkları herşeye baktıkları gibi sana garip garip bakmalarını kabullenmen ve en kötüsü uğraştığın, günlerce, gecelerce üstünde çalıştığın projelerin yüzünden acayip bir hastalıktan acı çekerek ölmen gerekiyor...Bir garip denge..Bir garip ödeşme..Tesla'nın Kutusu da bu düşüncelerimi daha somut, daha gerçek hale getirdi.
İki kitap almıştım Tesla'yla ilgili. Biri, "Tesla anlaşılamamış dahi-Margaret Cheney" diğeri, bahsettiğim Tesla'nın Kutusu'ydu. Kitapları alırken ikisinin de düz, sürpriz içermeyen biyografiler olduğunu düşünmüştüm. Tek istediğim Tesla'yla ilgili birşeyler öğrenmekti. Önce ilk kitaba başladım. Beklediğim gibi yorum katılmadan, düzgün bir dille yazılmış bir biyografiydi. Ancak kitabın orta sayfalarında özellikle Tesla'nın icatlarının detaylarının anlatıldığı sayfalarda ilgimi kaybettim. Sıkıldım açıkçası. Benim bu tarz kitaplardan beklediğim bilimsel detaylara girilmesi değil, kişinin gözünden dünyanın, insanların nasıl göründüğünün anlatılması, asıl bunların detaylarına girilmesi. Hayata nasıl bakar, ne hisseder bu adam ben, bunu bilmek istiyorum. Bu sıkıntıyla diğer kitaba sarıldım. İlk hissettiğim şey kocaman bir şaşkınlıktı.
Tesla'nın güvercinlerle konuşmasıyla başlıyor kitap. Sonra bir oda hizmetçisinin ağzından devam ediyor. O zamanın insanlarının elektriğe bakışını, onların kelimeleriyle onların duygularıyla anlatıyor. Birkaç karakter çevresinde dönüyor herşey. Oda hizmetçisinin düşünceleri, babasının, Tesla'nın...Bu durum çok hoşuma gitti. Ancak kötü olan şu ki, yazımın başında bahsettiğim denge burada da devreye giriyor ve bu karakterlerin kapladıkları alan yüzünden Tesla'ya çok yer kalmamasına neden oluyor. Tesla'nın adının anılmadığı sayfaları okuyorsunuz, okuyorsunuz ve de okuyorsunuz...
Ama gene de bir biyografide Tesla'nın beş duyusunun neredeyse Superman'inkiler kadar hassas olduğunu, bir cümleyle okuyup geçmek başka, Tesla'nın ağzından 4 km uzaktaki bir adamın haykırışını duyduğu için beyninin patlayacak gibi olduğunu okumak bambaşka. Ya da alternatif akımın ilk elektrikli idam için kullanıldığını öylece okumak farklı ilk defa bu şekilde idam edilen adamın karısından bunun hikayesini dinlemek çok farklı. Tesla'nın Edison hakkında düşündüklerini kendi ağzından dinlemek, Edison'un alternatif akımın zararlı olduğunu kanıtlamak için yaptıklarını adeta görmek...Sanki 3D kitap deneyimi yaşıyor gibi oluyorsunuz. Hikayenin içine girmek bu olsa gerek:)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder